Ad Soyad
E-posta

Hesabınızı etkinleştirmek için geçerli bir e-posta adresi girmeniz gerekmektedir.
Aktivasyon Mesajınız en kısa sürede gönderilecektir. Lütfen mesajı görememeniz durumunda Spam/Gereksiz E-postalar bölümünü kontrol ediniz.

TR
TL
Haritada Ara
Yazarlar
Haberler
Anket
Gökçeeada'da Hangisini Yapmayı Tercih Edersiniz?
Bozcaada değişirken*
Haluk Şahin
Bozcaada değişirken*

Bu yıl Bozcaada’da ‘Ozanın Günü’ ve ‘Homeros Okuması’ adını verdiğmiz kültür etkinliğinin dokuzuncusunu gerçekleştiriyoruz. Türkiye’nin bu 10 yılının özelliklerini düşünecek olursak, dünyada eşi ve benzeri bulunmayan bu etkinliğin dokuzuncusuna ulaşmış olması azımsanamayacak bir olaydır. Varoluşsal sorunlarla boğuşan ve küresel kitle kültürünün emrine girmiş günümüz Türkiye’sinde şiir, Homeros, Anadolu kültürünün sürekliliği gibi konular büyük çoğunluk için tümüyle yabancı konulardır.
Bu etkinliği önemli kılan ana mesaj da oradadır: Sanatta ve kültürde geçici olanın ötesindeki
sürekliliği hatırlatmaya çalışmak! Günümüzden bir deyişle: ‘Esasa girmek’.
Düşünün ki bu kıyılarda bundan tam 2500 yıl önce de Homeros’un mısraları okunmakta, insanlar onun aracılığı ile Troyalı olmanın anlamı üzerinde düşünmekteydiler. Biz de öyle yapıyoruz: Şiir okuyoruz ve Troyalı olmanın anlamı üzerinde düşünüyoruz!
Troyalı olmanın, yani Batı ile Doğu arasında sıkışmış olmanın, yiğit Hektor’un yerine neyi
koyacağını bilemememin, bizi yaklaşan felaketlere karşı uyaran Kasandra’nın söylediklerine aldırış etmemenin anlamı üzerine...
Ben de biraz Kasandralık yapayım. Kasandra, biliyorsunuz, Troya Kralı Priamos’un kızıdır ve
Tanrılar onu, hep doğruyu söylediği halde kimse tarafından inanılmamaya mahkûm etmişlerdir.
Zavallı Kasandıra Akhalıların geride bıraktığı tahta atı kente sokmamamaları için Troyalılara yalvarır
yakarır, ama kimse ona kulak asmaz.
Sonucu biliyorsunuz.
Biz Bozcaadalılar da Tahta At’ı, tüm uyarılara rağmen, kalemizden içeriye sokmuş bulunuyoruz.
Böyle gidersek sonumuz Troya’nınkinden farklı olmayacaktır. O atın adı Kitle Turizmi’dir, denetimsiz girdiği her yeri mahvetmiştir. Belki Tanrılar öyle buyurmuştu, kurtuluş yoktu, ama eminim kendimizi
daha iyi koruyabilirdik, hâlâ da koruyabiliriz.
Bu etkinlik, aslında koruma önlemlerimizden biriydi ve hâlâ öyledir.
Şunu demek istiyorum: Bozcaada kitle turizmi vebasına karşı ancak kendisini çok iyi koruyarak, kimliğini geliştirerek koruyabilir. Ege ve Akdeniz kıyılarında pek çok yeri yutup bitirmiş olan o canavar için Bozcaada bir lokma bile değildir, dişinin kovuğuna bile gitmez. O bu türden eşi bulunmaz yerleri çabucak mideye indirip yeni lokmalar peşinde uçup gider. Arkada ‘Ah biz ne yaptık?’ diyen pişman insanlar bırakır.
Öyleyse yapılacak şey, deyim yerindeyse, sert lokma olmaktır. Bazılarının ormanları kereste deposu gibi görmesi gibi, bu adayı salt turistik işletme arsası olarak gören esnaf zihniyetine ‘Hadi başka yere!’ diyebilmektir. Onun midesine bir an önce girmek için parmak kaldırmamak, başka yerlere benzemeye çalışmamaktır.
Tenedos olmaktır, Bozcaada olmaktır.
Adayı yalnızca kıyıdaki yerlerden değil, diğer Ege adalarından farklı kılan en önemli kültürel
özelliğin bağcılık ve şarapçılık olduğunu biliyoruz.
Son yıllarda bu yönde olumlu gelişmeler oldu, ama yeterli değil. Ada hala perişan bağlarla dolu. Yeni imar planına sert kurallar koymak, bağların sayfiye evi yapmak için yok edilmesine kesin olarak engel olmak zorundayız. Bağcılık ve şarapçılık yapmak isteyenlere kolaylık sağlamalı, adanının bir şarap kültürü merkezi haline gelmesine çalışmalıyız. Dünyanın başka ülkelerinde böyle yerler var. Oralara da turistler gidiyor ama
bağlara müstakbel otel arsası olarak değil güzellik ve lezzet olarak bakan turistler...
İkincisi, şarapla en iyi giden şeyin şiir olduğunu unutmamalıyız. Bu etkinlik o anlamda bir koruma önlemidir. Çünkü, biz diyoruz ki, bu coğrafya dünyanın en büyük ozanı sayılan Homeros’un coğrafyasıdır, bu rüzgâr onun andığı rüzgârdır, Poseidon şurada bir tepede oturur... Biz işte o coğrafyanın otlarıyız, börtü böceğiyiz, o geleneğin uzantısıyız.
O rüzgârı seviyoruz, o şarabı içiyoruz ve Troyalı olmanın özgün zevkini yaşıyor, kahrını çekiyoruz.
Şarap ve şiirle kimliğini korumuş olan bu ada, dünyayı ve yaşamı bütün derinlikleriyle kavramaya çalışanlara, sanat ve kültür adamlarına kollarını açmalı ve ‘Buyurun burada düşünün, burada yaratın, bu ada sizin adanız’ diyebilmeli. Dünyada böyle yerler de var.
Bozcaada’nın, lokantalarında Rumca müzik çalınan ‘nöbetçi Yunan adası’ olduğu dönem geride kaldı. Artık Yunan adalarına günübirlik vizesiz gidilebiliyor, yakında çok daha kolay gidilecek. Sakız Valisi bizlere gelin mal mülk sahibi olun diyor. Kâğıt mendil tüketir gibi yeni yerlerin peşinden koşan ve bize de uğramış olan kitleler artık oraları seçecekler, seçmeye başladılar bile...
Bu yüzden, özgün ve özel olmalıyız. Sabah güneş doğarken Troya’ya karşı şiir okumak bu amacın görünümlerinden biridir. Homeros’u boşuna okumuyoruz.

* Dokuzuncu Ozanın Günü için dün açılışta yaptığım konuşma. (HŞ)

Bu yazı Haluk Şahin tarafından 11/07/2010 tarihli Radikal Gazetesinde yayımlanmıştır.


7729 kere görüntülendi.